6 Nisan 2012 Cuma

İnsanlık için küçük ama bizim için oldukça büyük bir adım:)

Ben daha hamileyken kafayı takmıştım bebeği emzirme olayına, içten içe de korkardım ya emmezse diye, hatta hamileliğim boyunca en büyük korkum bu oldu diyebilirim. Henüz sancılarım bile başlamamışken sezaryenle doğurunca da sütüm gelmedi tabi birkaç gün. İlk gece Defne'nin açlıktan ağlaya ağlaya sesinin kısıldığını görünce dünya başıma yıkıldı resmen. Ana kız ağlaya ağlaya inlettik ortalığı:) Sonra canım arkadaşım Zeynep geldi hastaneye, bir silkeledi beni kendine gel diye, bekle gelecek sütün, güzel güzel emzireceksin kızını dedi, sonra da süt annesi oldu kızımın, emzirdi, uyuttu, beni rahatlatıp gitti.Birkaç gün mama takviyesiyle idare ettik, Defne de silikon göğüs ucuyla emmeye başladı, o cok cok emdikçe de geldi beklenen süt:)

İlk günlerde emmeyecğinden bu kadar korkmama rağmen Defne emerek beni korkutmaya başladı sonrasında. Tam bir emme delisi oldu çıktı, kapılarda "mimi" diye karşıladı beni, ben yanında olduğum sürece 15 dakikada bir emmeye, yakama yapışmaya başladı. Hal böyle olunca ve yaş 2'ye merdiven dayayınca biz bu işe bir son verelim dedik artık ve geçen cuma Defne 23. ayını tamamlayıp 24. ayından 2 gün aldıktan sonra 30 Mart itibariyle nokta koyduk emme maceramıza. Gelelim nasıl olduğuna:)

Her annenin olduğu gibi benim de çok büyük korkularım vardı bu dönemle ilgili olarak, Defne emmeyi çok seviyordu ve en önemlisi emerek uyuyordu. Emerek uyduğu için de uykuya dalması en fazla 10 dakika sürüyor, ben saat 09:00'da kavgasız gürültüsüz kızımı yatağına yatırıp huzura eriyordum. Ya gece geç saatlere kadar uyumazsa ya uyumamak için ağlarsa ya ben çareyi bu yaşından sonra sallamakta bulursam diye ödüm kopuyordu memesiz hayattan. 5 yaşına kadar da emziremeyeceğime göre ha gayret deyip karar verdim. Önce Utku'ya söyledim önümüzdeki haftasonu emzirmeyi bırakacağım, hazır ol, uykusuz geceler bizi bekler diye. Özellikle kısa bir süre seçtim ki düşüne düşüne delirmeyeyim, fikrimden vazgeçmeyeyim.

Bu arada yaklaşık 2 aydır Defne'ye artık abla olduğunu, memede süt kalmayacağını, onun bardaktan süt içeceğini anlatıp duruyordum. Her ne kadar kabul etmese de süreçten haberdardı. Defne'nin asla kendi isteğiyle vazgeçmeyeceğini, ben emzirmeyi reddettiğim zaman ise sakinleşmeyeceğini biliyordum. Onun için tiksindirmekten başka çarem yoktu. Aloe vera taşı aldım aktardan, sabır taşı olarak da biliniyor, tuhaf bir kokusu, kahverengimsi bir rengi, acımtırak bir tadı var. Tam da aranan üçlü:) Cuma günü işten gelince son kez emzirdim Defne'yi, ona da son kez emdiğini, biraz sonra memenin uf olacağını ve sütün biteceğini söyledim. Emdikten sonra da sabır taşını sürdüm, Defne emme krizine girmeden, keyfi yerindeyken gösterdim bak meme uf oldu diye. Görünce şaşırdı, emmek ister misin dedim yok dedi. Sonra oynarken emmek istedi tekrar, odaya geçtik, memeyi görünce tekrar vazgeçti ve bir daha istemedi. İlk aşamayı atlattık ama korkulan saat yaklaşıyordu, nasıl uyuyacaktı acaba bu cüce:)

Eve gelince biraz oynadık, sonra hep beraber geçtik odasına, ışığı söndürüp yattık, tabi ki delirdi Defne, nasıl uyuyacağını bilemiyor, kendini oraya buraya atıyor, kucağıma gelmek istemiyor, babası kucağına alınca bana gelmek istiyor ve deli deli ağlıyordu. 45 dakika uğraştık sonra omzuma yatırıp gezdirerek uyuttum güç bela. İlk gece için yine de fena değildi, şükrettik halimize. O gece 4-5 defa uyandı kiminde kısa kiminde binayı ayağı kaldırırcasına ağladı. Tabi hepimiz perişan olduk uykusuzluktan. Ben ben vah vah, tüh tüh ne yapacağız, bu hayat nasıl böyle geçecek derken bir mucize oldu, ertesi gece Defne 9 buçukta yatıp sabah 7 buçukta uyandı. Bünye unutmuş 2 yıldır deliksiz uyuma denen hadiseyi tabi, neye uğradığımı şaşırdım. Nasıl dinç, nasıl mutlu uyandım anlatamam:) Bugün 1 hafta oluyor emmeyi bırakalı ve 3. günden beri kızım, yanıma yatıp 15 dakika içinde, ağlamadan sızlamadan uyuyor. Bazen hiç uyanmıyor, bazen saat 5-6 arası bir mızıklıyor, yanına yatıp uyutuyorum, 10 dakika içinde tekrar yatağıma dönüyorum. Hayat bize güzel artık:)

Emmeyi bırakmanın tek artısı uykuların düzene girmesi değil tabi, Defne artık babasıyla tatlı tatlı oyun oynuyor, kitabına, oyuncağına odaklanıyor. Onu öyle uzaktan izleyip büyüdüğüne, artık emziremediğime üzülmüyor değilim ama çok da keyif alıyorum. Evet anne sütü bebek için çok çok önemli ama çok geç kalmadan bırakılmalı, anne-çocuk yapışıklığı giderilmeli, çocuk özgür kalmalı diye düşünüyorum.

Defne normalde de çok huysuz bir çocuk değildir, belki bunun da etkisi vardır ama memeyi bırakma olayı kafamızda büyüttüğümüz kadar zor değilmiş, bunu anladım. Biz bu süreci rahatça atlattık, yeni bir döneme geçiş yaptık. Darısı diğer bebeklerin başına:)

Abla Defne:)

19 Şubat 2012 Pazar

Biz bu haftasonu;

Misafir ağırladık, biraz içip güzelleştik,
Homini de gırtlak yedik, lıkır lıkır içtik,
Gezdik ailecek. Anne de, baba da, Defne de arkadaşları gördü, sosyalleştik,
Cumartesi anne-kız, pazar baba-kız gezmesi yaptık, bir ebeveyni rahat ettirdik,
Defne'nin ağzından yeni yeni kelimeler duyduk,
Yaptıklarına, şaşırdık, kızdık, sevindik, güldük, eğlendik,
Defne ile öğle uykusuna yattık, ailecek dinlendik,
Bol bol öpüştük, sarıldık, hasret giderdik Defnoş'la ve bu tatili de bitirdik.


Darısı bir dahakinin başına efendim, iyi haftalar dilerim.

10 Şubat 2012 Cuma

Gamze'ye destek!!


Gamze Akbaş, gençliğinin baharında bir anne, bir eş, bir evlat. 2.5 yaşında pırıl pırıl bir oğlu var, ismi Atakan.  Bizim gibi geleceğe dair planlar yapamıyor maalesef. Çünkü doktorları lösemi (kan kanseri) olan Gamze’ye eğer ilik nakli yapılmaz ise 3 ay ömrünün kaldığını söylediler.  Bizlere de bu noktada koşulsuzca yardım eli uzatmak düşüyor. Uzatın  ki şu hayatta “iyi ki varım” demek için bir sebebiniz olsun.

YAPILABİLECEKLER

1)Trombosit İçin Kan Vermek

Pazartesi günü öncelikli olarak kötü hücrelerin öldürülmesi için kemoterapi tedavisi başlayacak. Tedavi esnasında sürekli  A Rh + kan grubundan trombosit ihtiyacı doğacak. Trombositin yararlılık süresi sadece 4 gün olduğu için yanlızca ihtiyaç hasıl olduğu anda vermek önemli. Bu nedenle kan grubu A Rh + olan kardeşlerimiz ihtiyaç anında aranmak üzere isim soy isim ve telefon numaralarını gamzeakbasicin@gmail.com bırakabilirler. Bir kez trombosit için kan verenden bir daha üç ay trombosit alınmıyor. Trombositlerinizi Dokuz Eylül Üniversitesi Hematoloji Servisi Onkoloji 1. kat.ta yatan Gamze Akbaş adına vereceksiniz.


2)İlik Donörü Olmak
İkinci ve en önemli yapılacak şey ise ilik donörü olmak için başvurmak.
İzmir’de oturanlar Ege Üniversitesi Kan Merkezi’ne  hafta içi saat 16.00 ya kadar test için kan verebiliyorsunuz.   Çalışanlar için Kan merkezi hafta sonu da açık. 12.00-13.00 arası ve 17:00-18:00 arası yemek molası dışındaki bir saatte hafta sonu da kan verebilirsiniz.
Burada bilmeniz gereken nokta:  sadece “Gamze Akbaş için donör olabilir miyim” diye baktırmak isterseniz 700 lira gibi bir ücret isteniyormuş. Ama buna gerek yok bunu belirtmeseniz dahi ilik bankasına verilecek her örnek için zaten Gamze’nin değerleriyle karşılaştırılacak. Ama bunun yanında ilik bankasında örneğiniz bulunduğu için başka bir hastanın ihtiyacı olan ilik ile uyumlu çıktığınız takdirde de sizi arayacaklar. Bu noktada ilik hücresi verip vermemek sizin vicdanınıza kalıyor.

Ankara’dan ilik donörü olmak isteyenler: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, İbni Sina Hastanesi, Akrabalık Dışı Kemik İliği ve Kordon Kanı Bankası Tel:(312) 508 24 44.

İstanbul’dan ilik donörü olmak isteyenler: Çapa Tıp Fakültesi İlik ve Doku Nakli Merkezi

İlik vermek zannettiğiniz kadar zor bir işlem değil, ameliyat değil. Sizden iğne ile alınan hücreler hastaya naklediliyor. Bir insana hayat vermek için lafı bile olmayan bir işlem. 

Ayrıntılar için: http://www.losev.org.tr/v2/tr/content.asp?ctID=420
Gamze Akbaş yardım blogu: http://gamzeakbas.blogspot.com/

8 Şubat 2012 Çarşamba

Bir tarifim eksikti, vereyim tam olsun:)

Ben çok tembel oldum vallahi, son postun üzerinden kaç zaman geçmiş. Blog ağlıyor diye ayarı da yedim arkaaşlarımdan el mahkum yazmaya geldim:)

Bu sefer özendim ben de tarif vereceğim. Geçen gün arkadaşıma gittik Defnoş'la, annesi nefis mi nefis pırasalı kek yapmıştı, parmaklarımızı da beraberinde yeme tehlikesi atlattık resmen:) Tarif istedim arkadaşımdan, hala getirecek sağolsun, burdan okuyup utanır belki:)

Neyse ben bu nefis kekin hatırasıyla ortalarda dolanırken dur dedim kendim uydurayım bir şeyler. Yaptığım peynirli, zeytinli bir kek vardı, ondan uyarlama yaparak sıvadım kolları. Biz Defne'yle bayıla bayıla yedik, kalanı buzluğa attım. Utku bu ne be, ıspanaklı börek yapsaydın da yeseydik mis gibi dedi ama olsun, o onun uyuzluğu:)

Gelelim uydurmasyon pırasalı-patatesli kek tarifimize;

Malzemeler:

3 tane pırasa,
2 tane patates,
1 kase yoğurt,
2 yumurta,
1 bardak kaşar rendesi,
1 çay bardağı sıvıyağ,
1 paket kabartma tozu,
Tuz, karabiber, pulbiber,
Aldığı kadar un, (Yaklaşık 2 su bardağı)
Üzeri için çörek otu.

Yapılışı:

Pırasalar incecik, patatesler minicik küpler halinde doğranır.










Yumurta çırpılır, yoğurt, sıvıyağ, tuz ve baharatlar eklenir. Doğranmış pırasa-pataeslerle karıştırılır, kaşar rendesi de atıldıktan sonra un eklenir. Kek gibi yumuşak değil, bayağı koyu kıvamlı olacak hamur. Ben göz kararı yapıyorum, çok sert olursa biraz sütle seyreltiyorum hamuru. Üzerine yumurta da sürülebilir ama ben çok yumurta kokmasını istemedğimden sürmüyorum tuzlu keklere. İçi piştikten sonra üzeri de kızarıyor zaten. En son çörek otu eklenerek önceden ısıtılmış 170 derece fırında içi pişip üstü kızarana kadar yaklaşık 1 saat pişecek.


Pişerken mis gibi pırasa kokusu sarıyor evi, pırasa sevmeyen minnaklara yedirmek için de, pırasa sevenlere değişik bir sunum yapmak için de gayet güzel bir tarif.




Afiyet olsun, nam nam nammm:)

2 Ocak 2012 Pazartesi

Hoş geldin 2012..

Koskoca bir yıl bitti inanamıyorum.. Defne doğduğundan beri zaman iki kat daha hızlandı sanki..

2011'le hiçbir sıkıntıkm yok aslında. Bana yeni bir iş, yeni arkadaşlar, kızımla geçirdiğim eğlenceli zamanlar verdi. Ama son günleri sağlık sıkıtılarından üzdü bizi biraz. Hadi hakkını yemeyeyim sadece son ayından şikayetçiyim:)

İstediğim çok çok şey var elbet yeni yıldan ama en çok sağlık diliyorum bize ve herkese..
Sonra da huzur, mutluluk, neşe, para, vs:)


Bir de böyle bol bol gülücük:)

Yeni yılımız kutlu, mutlu, hayırlı, uğurlu olsun...

21 Kasım 2011 Pazartesi

İtiraf.com

İtiraf: Ben gecenin bir yarısı uyanıp, uykuya direnen kızına bağıran bir anneyim.
Daha beter itiraf: Pişman değilim:)

Yok vallahi taş kalpli bir insana dönüşmedim:) Olay şöyle gelişti;

Cumartesi gecesi dışarı çıktık, Defne babaannede kaldı, gece 2 gibi aldık, eve gittik. Yolda uyandı tabi. Normalde uyanmaz böyle durumlarda, uyansa da emip tekrar uykuya dalar ama bu sefer öyle olmadı, bir açtı gözlerini, kapatmıyor. 1 buçuk saat uğraştım kah emzirerek, kah pışpışlayarak, kah ikna etmeye çalışarak. En sonunda sızdı. Sabah da 10'da uyandı tabi, bu da işin güzel yanı:)

Dün gece de 8 buçuk gibi uyudu, herşey çok güzel gidiyor derken 1'de uyandı bizim kız. Ama bildiğin uyandı yani öyle emme, gaz molası falan değil. Dönüyor yatakta, ayağa kalkıyor, emziğiyle oynuyor, konuşuyor. Defne hadi uyuyalım deyince mimi diye ağlamaya başlıyor, emziriyorum, hoop başa sarıyoruz tekrar. Bu böyle 8 kere falan tekrarlanınca "ne yapıyorsun sen Defne" diye bağırdım, şaşırdı önce. Sonra yavaş yavaş sakinleşerek böyle uğraşamam ben seninle geceleri, daha uyanma saati gelmedi, uyuyacağız şimdi dedim. Mimi dedi acıklı acıklı, mimi de süt kalmadı, mimi yok dedim. Dudağını büktü kuzum, işte o an içim cız etti.. Ağlama annecim, bak ben senin yanındayım, uyuyacağız şimdi birlikte, gel sarılalım dedim. Gelip sokuldu koynuma, emziğini al deyince de itiraz etmedi. Öpüşe koklaşa uyuduk sonra.

Tatlıya bağlanan bir ana-kız kavgası olarak kayıtlara geçti bu da böyle:)

 Tatlı cadı:)

3 Kasım 2011 Perşembe

Defnesi 1 buçuk yaşına, annesi depresyona girerken..


Benim minik kuşum,
Bakmaya, öpmeye, sevmeye doyamadığım,
Gözümün içine baka baka "annem" demen içimi eritiyor ama nasıl korkuyorum bir bilsen büyümenden..
Nice aylara, nice yaşlara canım kızım..
Her anını doya doya yaşayacağımız güzel günlere..